Allah’a ibadetle yükümlü olan insanların günümüzdeki ibadet anlayışlarını, insan gerçeğinden hareket ederek ele almak istiyoruz. Çünkü islâm dini, insan fıtratını göz önünde bulundurarak o fıtratın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hükümler koymuştur. İnsan gücünün hududunu aşmayan, onu her zaman yapıcılığa ve yüceliğe yönelten, hiç şüphesiz İslâm’ın prensipleridir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirdiği nizam, bütün insanlığı mutlu kılacak ve en ileri noktaya götürecek kapasitededir. Bu din, her an değişen insanlık hayatına cevap verebilecek sürekliliği devam eden prensipler koymuştur. Bu temel prensiplerin gerisinde kalan ve günlük ihtiyaçlara göre şekil alması gereken cüz’i hükümleri, bu esaslardan çıkarma selâhiyetini insan aklına terk etmiştir. Kur’an ve Sünnete ters düşmemek şartıyla, gelişen ve değişen hayat şartlarına uygun hükümleri, bu kaynaklardan elde etme yetkisi insanoğluna verilmiştir. Böylece Kur’an, insan aklına hür olarak çalışma teminatı vermiş, insanlık hayatı için koyduğu temel esaslar dairesinde, kişiye düşünme hürriyeti sağlamıştır. Bu temel prensiplerinden dolayı İslâm, her zaman önde gider. Hayatı durdurup geri çekmez. Bu dinin en önemli özelliği dengeli ve uyumlu olmasıdır. Ruhen yükselmek için bedene işkence yapmadığı gibi, bedenî eğlenceler içinde ruhu ihmal etmez ve öldürmez.
Ayet ve hadislerin ortaya koyduğu ilk hakikat “sadece Allah’a ibadet edip, O’ndan başkasına ibadet etmemektir”. İslâm, ibadeti sadece Allah’a ait kılmayı emrederken, O’na herhangi bir şeyi ortak koşma yasağını da getiriyor. İnsanlığın tanıdığı veya tanıyabileceği her türlü, Ma’bûd edinme çeşidini içine alan kesin bir yasak…
Kur’an’ın ortaya koyduğu bu gerçek karşısında, günümüz insanları çok değişik durumlar sergilemektedirler. Onların bu çeşitli durumları, ibadet anlayışlarını da ortaya koymaktadır.
Bir kısım insanlara göre ibadet, kuru bir inanç kabul edilirken, bir kısmına göre de sadece belirli hareketleri yapmaktan ibaret sanılmaktadır. Yine bir kısım insanlar, Allah’a ibadetin gayesini tam olarak anlayamadıklarından, yaptıkları ibadetlerinde, ya şuursuz bir durum içine girerler ya da ibadeti fayda ve zarar unsuru olarak görürler. Bütün bunların yanında pek çok insan Allah’ın ve O’nun dininin dışında bir takım varlıklara, sistemlere ibadet ederek onlara kul olma pozisyonuna düşmüştür.
Din, sadece vicdanlara hapsedilen kuru bir inanç değildir. Aksine din bütün hayatı kapsayan, hayatî olaylar arasındaki bağı temin ederek bütün yaşayışı en köklü ve sağlam esaslara bağlayan ilâhî bir nizamdır. Bu nizam, Allah’ın birliği esasına dayanır. İnsanî ilişkilerin en sağlamı bu inançtan doğar. Yine bu inanç insanlık hayatının “her anına” ışık tutar.
İslâm, başlangıçtan nihayete kadar, ibadet mefhumunu gerçekleştirmeyi en büyük gaye edinmiş bir dindir. İslâm’ın idarî ve iktisadî nizamında, ceza hukukunda, medenî ve aile hukukunda ve bu dinin içine almış olduğu diğer konularda, başka bir hedef yoktur. Kur’an’ın gaye olarak tayin ettiği bu hedefe, insanlar ancak Allah’ın hükümlerine uygun olarak yaşadıkları zaman ulaşabileceklerdir.
Günümüz insanları ibadetin, Allah’ın koyduğu bütün farzları kapsadığı gibi, kişiyi Allah’a yönelten her hareketi her işi de içine alan bir terim olduğunu bilmelidirler. İnsanoğlu, kalbini Allah’a yönelttikçe hayatında yaptığı her hareketin ibadet haline dönüşmesi mümkündür.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in getirdiği nizam, bütün insanlığı mutlu kılacak ve en ileri noktaya götürecek kapasitededir. Bu din, her an değişen insanlık hayatına cevap verebilecek sürekliliği devam eden prensipler koymuştur. Bu temel prensiplerin gerisinde kalan ve günlük ihtiyaçlara göre şekil alması gereken cüz’i hükümleri, bu esaslardan çıkarma selâhiyetini insan aklına terk etmiştir. Kur’an ve Sünnete ters düşmemek şartıyla, gelişen ve değişen hayat şartlarına uygun hükümleri, bu kaynaklardan elde etme yetkisi insanoğluna verilmiştir. Böylece Kur’an, insan aklına hür olarak çalışma teminatı vermiş, insanlık hayatı için koyduğu temel esaslar dairesinde, kişiye düşünme hürriyeti sağlamıştır. Bu temel prensiplerinden dolayı İslâm, her zaman önde gider. Hayatı durdurup geri çekmez. Bu dinin en önemli özelliği dengeli ve uyumlu olmasıdır. Ruhen yükselmek için bedene işkence yapmadığı gibi, bedenî eğlenceler içinde ruhu ihmal etmez ve öldürmez.
Ayet ve hadislerin ortaya koyduğu ilk hakikat “sadece Allah’a ibadet edip, O’ndan başkasına ibadet etmemektir”. İslâm, ibadeti sadece Allah’a ait kılmayı emrederken, O’na herhangi bir şeyi ortak koşma yasağını da getiriyor. İnsanlığın tanıdığı veya tanıyabileceği her türlü, Ma’bûd edinme çeşidini içine alan kesin bir yasak…
Kur’an’ın ortaya koyduğu bu gerçek karşısında, günümüz insanları çok değişik durumlar sergilemektedirler. Onların bu çeşitli durumları, ibadet anlayışlarını da ortaya koymaktadır.
Bir kısım insanlara göre ibadet, kuru bir inanç kabul edilirken, bir kısmına göre de sadece belirli hareketleri yapmaktan ibaret sanılmaktadır. Yine bir kısım insanlar, Allah’a ibadetin gayesini tam olarak anlayamadıklarından, yaptıkları ibadetlerinde, ya şuursuz bir durum içine girerler ya da ibadeti fayda ve zarar unsuru olarak görürler. Bütün bunların yanında pek çok insan Allah’ın ve O’nun dininin dışında bir takım varlıklara, sistemlere ibadet ederek onlara kul olma pozisyonuna düşmüştür.
Din, sadece vicdanlara hapsedilen kuru bir inanç değildir. Aksine din bütün hayatı kapsayan, hayatî olaylar arasındaki bağı temin ederek bütün yaşayışı en köklü ve sağlam esaslara bağlayan ilâhî bir nizamdır. Bu nizam, Allah’ın birliği esasına dayanır. İnsanî ilişkilerin en sağlamı bu inançtan doğar. Yine bu inanç insanlık hayatının “her anına” ışık tutar.
İslâm, başlangıçtan nihayete kadar, ibadet mefhumunu gerçekleştirmeyi en büyük gaye edinmiş bir dindir. İslâm’ın idarî ve iktisadî nizamında, ceza hukukunda, medenî ve aile hukukunda ve bu dinin içine almış olduğu diğer konularda, başka bir hedef yoktur. Kur’an’ın gaye olarak tayin ettiği bu hedefe, insanlar ancak Allah’ın hükümlerine uygun olarak yaşadıkları zaman ulaşabileceklerdir.
Günümüz insanları ibadetin, Allah’ın koyduğu bütün farzları kapsadığı gibi, kişiyi Allah’a yönelten her hareketi her işi de içine alan bir terim olduğunu bilmelidirler. İnsanoğlu, kalbini Allah’a yönelttikçe hayatında yaptığı her hareketin ibadet haline dönüşmesi mümkündür.